Küçük Yalçın'ın, dedesinin köşkünde başlayan piyano merakı, yazarın etkileyici ve gizemli üslubuyla şöyle anlatılıyor: Yalçın, kulaklarına inanamıyordu. Doğru mu duymuştu? Elbette doğru duymuştu. Artık Yalçın da piyano çalacaktı. Belki daha sonra ablası Emine gibi keman dersleri de alabilirdi. Doğruca odasına gidip hayaller kurmaya başladı. O gece sabahı zor etti. Bir türlü gece bitmiyor, gece bitse bu sefer sabah gelmek bilmiyordu. Bütün derdi yarının olması, güneşin doğması, sabah olunca dedes ...