Çiçeklerinin çoğunu kaybeden kiraz ağacı, uzun geçitin ucunda şaşırtıcı bir sıradanlıkla esniyordu. Genzine kaçan asitli üzüm suyunu güçlükle yuttu. Ağzındaki bayat, ekşi tat midesini bulandırdı. Defalarca öksürdü, yutkundu. Burnu toprakla dolmuş, gözleri kurumuştu. Sırtına batan pütürlü yüzeye aldırmaksızın oturup kaldı. Önünden havada taklalar atarak geçen çiçeklere baktı; sayısız kiraz çiçeği ışıklarını karanlığa serpiyor, yol kenarındaki dikitlerin arasına sapıyor, o zaman, kutsuz boşluk har ...